5 Mart 2009 Perşembe

SCHOPENHAUER / 1

Photobucket

- Gençliğimizin başlarında hayatımızın geleceğini düşünürken perde açılmazdan evvel bir tiyatronun önünde oturan ve büyük bir mutluluk, heyecan ve istekle başlayacak oyunu bekleyen çocuklara benzeriz. Perde açıldığında olacakları bilmemek bir bahtiyarlıktır. Eğer olacak olanları önceden görebilseydik, o çocuklar bize zaman zaman
masum mahpuslar gibi görünebilirdi - doğru, ölüme değil, ama hayata mahkum edilmiş ve hala bu mahkumiyetlerinin ne anlama geldiğinin farkında olmayan mahkumlar. Böyleyken yine de her insan ihtiyarlık yaşlarına ulaşmayı ister,yani bir hayat durumuna ki, ''Bugun kötü, yarın daha da kötü olacak ve hepsinin en kötüsü gelip çatıncaya kadar böyle devam edecek''den başka söylenecek söz yoktur hakkında.

- Şu çocuk dünyaya getirme işi şimdi olduğu gibi bir zorunluluk veya bedensel zevkin eşlik ettiği bir şey değil de tamamen düşünüp taşınarak akılla yapılan bir iş olsaydı acaba insan soyu gerçekten varlığını sürdürmek ister miydi? Bir insan gelecek nesle onun hayat yükünden kurtaracak kadar şefkat ve merhamet beslemez miydi?
Ya da böyle bir yükü onun üzerine yükleme sorumluluğunu soğukkanlılıkla üstlenmeyi
istemeyecek kadar ona yakınlık duymaz mıydı?

- Her kim ki iki veya üç nesil yaşar, kendisini panayır boyunca ne kadar hokkabaz varsa hepsinin gösterisini seyreden izleyici gibi hisseder ve eğer (diğer seyirciler
çıkarken) sihirbaz kulubesinde oturup kalırsa, bunların iki veya üç kez tekrar edildiklerini görür. Sihirbaz hileleri sadece bir defalığına görülmek için hazırlandığından yanıltma ve tuhaflığın kaybolmasıyla birlikte hiçbir etkileyici
tarafları kalmaz.

- Dünyayı her şeyi bilen, iyiliği her şeyi kuşatmış, ayrıca her şeye kadir bir varlığın başarılı eseri olduğu yolunda izah etme tarzı, bir taraftan dünyayı dolduran
ıstırap ve sefalet, diğer taraftan bu dünyada var olan en kusursuz şeyin, yani insanın bile aşikar illetlerle malul ve o kusursuzluğun bozuk, gülünç bir taklidi olması nedeniyle inanmayı imkansız kılacak derecede çelişkilidir. Bütün bunlar böyle bir inançla bağdaştırılması mümkün olmayan şeylerdir.Buna karşılık, eğer dünyayı kendi suçumuzun, kendi günahımızın bir eseri ve dolayısıyla hiç olmamış olsaydı daha iyi olacak bir şey olarak görürsek, bizzat bu sözü edilen durumlar ileri sürdüğümüz
izah tarzıyla uyuşacak ve onun bir kanıtı olarak kullanılabilecektir.

- Hayatımızı hiçliğin mutlu süküneti içinde, boş yere bu süküneti bozan bir olay olarak da görebiliriz. Her halükarda her şey bizim tahammül edebileceğimiz kadar yolunda gitse bile, ne kadar uzun yaşarsak o kadar açık biçimde farkına varırız ki genel olarak hayat a disappointment, nay, a cheat tir;(bir hayal kırıklığı, hatta, bir dolap) bir başka söyleyişle, büyük bir şaşırtmaca, hatta bir dolap ve düzenin özelliklerini taşır.

- İnsan bön ve bun olduğu ölçüde safi varoluş onu tatmin eder

- Hayvanlar bizimle karşılaştırıldıklarında bir yönden, yani içinde bulundukları anın tasasız kaygısız tadını çıkarmaları bakımından gerçekten akıllı görünürler.
Hayvan mevcut anın (algılarının ve dürtülerinin) somut halidir; bu şekilde hepsinin
ortak huzuru olan kafa dinginliği çokluk huzursuz, tatminsiz, hoşnutsuz halimizle
bizi utandırır, ki bu durum düşünce ve kaygılardan ileri gelir. Bir tatmini, bir arzunun doyuma ulaşmasını umut edip beklemek suretiyle bir insanın peşinen yaşadığı haz ondan elde edilecek gerçek haz ve mutluluğu alıp götürür. Çünkü biz bir şeyi ne kadar bekleyip dört gözle onun yolunu gözlersek gelip çattığında ondan elde edeceğimiz tatmin de o kadar azalır. Buna karşılık, hayvan böyle bir peşin zevkten yoksundur, ama (o anın) gerçek zevk(in)in (düşürülecek) darası da yokur, dolayısıyla gerçek ve o an mevcut şeyin, bizzat bölünmemiş ve azalmamış şeyin tadını doyasıya çıkarır.

- Eğer verdiyse mutlaka almak için vermiştir.

- Mutluluk her zaman gelecekte, değilse geçmiştedir ve içinde bulunulan an, rüzgarın güneşli bir vadinin üzerinde sürüklediği küçük kara bir buluta benzetilebilir; bulutun önünde ve arkasında her şey pırıl pırıldır, sadece kendisi her zaman bir gölge düşürür. Bundan dolayı içinde bulunulan an her zaman yetersizdir, ama gelecek
belirsiz ve geçmiş geri döndürülemezdir.

- Tam da kötü olduğu için doğal; ve tam da doğal olduğu için kötüdür.

- Bir insanı yargılarken onun temelinin hiç olmaması gereken bir şey, ilk günah olarak anlaşılmış ve bu yüzden ölüme yazgılanmış, günahkar, ters, bozuk ve saçma bir şey olduğu fikrini ya da bakış açısını her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Bu esaslı biçimde kötü tabiat gerçekte hiç kimsenin alıcı gözüyle bakılmaya, yakından
incelenmeye dayanamamasıyla doğrulanır. Böyle bir varlıktan ne bekleyebiliriz? Dolayısıyla eğer bu gerçekten yola çıkarsak onu daha müsamahakar biçimde yargılarız; içinde uyur vaziyette bekleşen kötülük tohumları canlanıp başını kaldırdığında şaşırmayız ve bu ister onun aklının ister başka bir şeyin sonucu olsun, her şeye rağmen onda tesadüf edilmiş olan bir iyi noktayı daha doğru değerlendiririz.

- Her insan budalalığını, zafiyetini ve kusurunu şunu aklımızdan çıkarmayarak hoşgörüyle değerlendirmeliyiz: Önümüzde bulduğumuz kendi budalalıklarımızdan,
zaaflarımızdan ve kusurlarımızdan başkası değildir; çünkü bunlar bizim de mensup olduğumuz insanlığın zaaflarıdır. Dolayısıyla biz kendimizde insanlığın bütün kusurlarını ve zaaflarını taşıyoruz ve bundan ötürü eğer şimdi kızıp öfkeleniyorsak bunun tek sebebi bu belirli anda bunların bizde görünmemesidir. Dolayısıyla şimdi onlar su yüzünde değildir, içimizde derinlerde uyuklamaktadırlar, ama ilk fırsatta
başlarını kaldırıp kendilerini göstereceklerdir, nasıl ki biz şimdi onları başkalarında görüyorsak... Her ne kadar bir zaaf ya da kusur birinde, bir diğeri başkasında belirgin ise ve bütün bu kötü niteliklerin toplamı hiç kuşkusuz bir insanda bir diğerinden çok daha büyükse de. Çünkü kişilerdeki farklılık sayılamayacak kadar büyüktür.